![]() | |||||||||||||
| |||||||||||||
SADIK SOFİLERGALERYSİTEDE ARASON YORUMLANANLARSİTEMİZE ZİYARETLER!
|
Zikrin Faydaları - Geniş Tafsilat!Ayet ve hadisler ile geniş bir açıklama içeren yazı dosyası.. بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَ عَلىَ آلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ
ZİKRİN FAYDALARI
وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ
"Kulun Allah'ı zikretmesi, diğer her şeyden daha büyüktür."[1]
"Allah'ı zikir her şeyden daha büyüktür." mealindeki âyeti kerimeyi, müfessirler şu manalarla tefsir etmişlerdir:
1- "Kulun Allah'ı zikretmesi, diğer bütün şeylerden daha büyüktür ve daha faziletlidir."
2- Katâde (r.a) demiştir ki, bunun mânâsı "Allah’ın zikrinden daha faziletli bir şey yoktur." demektir.
3- İmam Ferra' ve İbni Kuteybe şu manayı vermişlerdir: "Allah'ı zikir, tesbîh ve tehlîldir. Bu da, kötü ve çirkin işlerden alıkoyma bakımından en büyük şeydir."
4- İmam Vakıdî'nin naklettiğine göre, İbni Abbas (r.a) şu mana ile tefsîr etmiştir: "Allah'ın seni zikretmesi (mükâfatlandırması), senin onu zikretmenden daha büyüktür."
Bu tefsirlerden anlaşılıyor ki, zikrin iki yönü vardır. Birisi kulluk görevi bakımından esas olan zikirdir. Kul için, gerçek manada Allah'ı anıp onu yüceltmesinden daha büyük bir fazilet olamaz. Diğeri de, yapılan bu zikir karşısında Allah'ın vereceği mükâfattır ki, bundan daha büyük bir şey olamaz.
Nitekim bir kudsî hadîste şöyle varid olmuştur:
"Kulum beni, kendi nefsinde zikredince, ben de onu zâtımda zikrederim (onu, mükâfatlandırırım). Beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu, kendilerinden daha hayırlı olan toplulukta (melekler topluluğunda) anarım.’’[2]
Zikri emreden birçok âyet ve hadis mevcuttur. Zikrin faydaları, sevabı ve fazileti konusunda bu kadar âyet ve hadisin gelmesi onun mümin için bir hayat sebebi olduğunu gösteriyor. Zikirle kalplerini ihya eden Allah dostları, zikrin nimetlerini ve faydalarını bizzat müşahede ettikleri için onu bütün insanlara şiddetle tavsiye etmişlerdir. Kul kalbi ve dili ile ne kadar zikir çeker ve buna devam ederse o derece ilâhî ikram ve müjdelere ulaşır. Allah dostları iman ve namazdan sonra en fazla zikrin üzerinde durmuşlardır.[3]
Kâinatın Efendisi Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Her hangi bir toplum yalnız Allah rızasını niyet ederek bir arada toplanıp Allah’ı zikrederlerse, gökten bir münadi bağışlanmış olduğunuz halde yerinizden kalkın, doğrusu Allah sizin günahlarınızı sevaba çevirmiştir” diye nida eder.[4]
Yine Resulullah (s.a.v.): “Kıyamet günü Allahu Teâlâ ‘Şimdi mahşer halkı, kerem sahibi kimlerin olduğunu görürler’ buyurur.
Bunun üzerine kimlerdir bunlar Ya Resulullah denilince, Resul-i Ekrem: ‘Mescidteki zikir meclislerinin adamlarıdır’[5] buyurdu.
Bil ki, zikrin fazileti tesbîh, tehlil, tahmîd, tekbîr ve bunların benzerlerine bağlı değildir. Bunun doğrusu, Allah için iş yapan her itaatkâr, Allah Teâlâ hazretlerini zikredicidir. Saîd ibni Cübeyr (Radıyallahu Anh) ve diğer âlimler böyle söylemişlerdir. Atâ (Allah rahmet etsin) şöyle demiştir:
"Zikir meclisleri (toplantıları), helâl ve haramdan ibarettir: Nasıl satın alırsın, nasıl satarsın, nasıl namaz kılarsın, nasıl oruç tutarsın, nasıl evlenirsin, nasıl boşanırsın, nasıl hac yaparsın ve bunların benzeri şeylerdir."[6]
Ayrıca zikir, ''anmak, hatırlamak, gaflet ve unutma halinde olmamak, namaz kılmak ve dua etmek'' gibi manalara gelir.
Zikrullah her mü'mine farzdır. Hak Teâlâ, Kur'an-ı Kerimde;
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْراً كَثِيراً
“Ey iman edenler! Allahu Teâlâ’yı çok zikredin”[7] buyurur.
Zikrin asıl manası, gönülden masivayı çıkarıp, Mevla'yı sevmektir. Allah Teâlâ’nın dışındaki her şeye masiva denir. Zikir nefsi ezip, yüce Rabbi yüceltmektir. Zikir fikrin meyvesidir. Fikirde muhabbetin eseridir. Muhabbet ise Allah vergisidir. Sevgisiz insan yoktur. Her insanın bir şeye muhabbeti vardır. Önemli olanda bu muhabbeti Allah'a yöneltmektir. Bu da zikir ile olur.
İmam-ı Gazali (ra) şöyle demiştir:
‘’Bir müminin, çarşıyı veya işyerini özlediği kadar, ibadeti ve zikir meclislerini de özlemelidir. Allah’a aşık olan müminlerin eli işte iken kalbi zikirde, aklı ahirette, gözü yeni bir hayır ve hizmettedir. Bir kusur işlerse hemen tevbe etmelidir. Çarşı pazarda tavsiye edilen zikirleri çokça söylemelidir. Gafil kimsenin manen ölü, zikredenin ise diri olduğunu bilmelidir.’’
Muaz bin Cebel, Allah’ın Resulü’nden duyduğu son sözün şu olduğunu anlatıyor: “Allah Resulü’ne sordum: Allah’a hangi amel daha hoş gelir? dedim. “Dilin, Allah’ı anmakla ıslanmış olarak ölmendir” dedi. [8]
Abdullah bin Bısr’dan gelen rivayette adamın biri Resul-i Ekrem’e
“Şer’i hükümler çoğaldı. Bana sıkı sıkıya sarılacağım birini söyle” dedi.
Resul-i Ekrem (s.a.v.): “Dilinden Allah’ın zikrini eksik etme, dilin daima onunla yaş olsun” buyurmuştur.[9]
İmam Şaranî Hazretleri diyor ki: ‘’Burada dilin yaş olmasından maksat, gafil olmamaktır. Çünkü kalp gafil olursa dil kurur ve yaş olmaktan çıkar’’[10] buyurmuştur. Büyük müfessir İmam Fahreddin Razî, “Siz beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin” [11] ayet-i celileyi tefsir ederken şöyle demiştir:
Yüce Allah bu ayette zikir ile şükrü bir arada anmıştır. Zikir de şükür gibi üç çeşittir. Bunlar, dil, kalb ve beden ile yapılan zikirlerdir. Dil ile zikir, Yüce Allah’ı güzel isimleri ile anmak, Ona hamd etmek, tesbihte bulunmak, Kur’an’ı okumak ve dua etmektir.
Kalb ile zikir de, yüce Allah’ı gönülden anmaktır. Bu bir nevi tefekkürdür.
Beden ile zikir ise, vücudun bütün organlarının Allah’ın emirlerini yerine getirmeleri ve yasaklarından sakınmaları ile olur. Bu da kişinin kendi vücudunun organlarını Allah’ın yolunda bulundurması ile mümkündür.[12]
Büyük arif İmam-ı Rabbani yüz doksanıncı mektubunda buyuruyorlar ki, “Zikrin faydalı olması ve tesir edebilmesi için şeriate uymak şarttır. Farzları ve sünnetleri yapmak ve haramlardan ve şüpheli olan şeylerden sakınmak lazımdır. Bunları da ehil olan âlimlerden öğrenerek yapmalıdır.”
Rasulullah s.a.v şöyle buyuruyor; “Dikkat edin! İnsanın bünyesinde bir et parçası vardır. Eğer o salah bulursa bütün ceset salah bulur; eğer o bozulursa bütün ceset bozulur. Dikkat edin o kalptir.‘’ [13]
Manevi terbiyede ilk olarak kalp ele alınır. Bütün Allah dostlarının tecrübe ve tespitlerine göre, kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için en etkili ilaç Allah Teâlâ’yı zikretmektir.
İbadet ve amellerde bir çeşit zikirdir. Fakat kalbe ilaç olacak, nefsi ıslah edecek zikir, hepsinden ayrı özel bir ameldir. Allah dostları kalbin ilacı olan zikri, günlük yapılan zikir (vird) haline getirmişlerdir.
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri şöyle buyurmuştur:
‘’Zikre devam ediniz, virde önem veriniz, çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Nefsin çirkin sıfatları ancak zikir ile değişir. İnsan mürşit nezaretinde sürekli çektiği zikir sayesinde terbiye olur.’’ [14]
Müminlerden istenen, devamlı zikir içinde olmalarıdır. Bu hal, zikre devam edilerek zaman içinde elde edilebilir. Arifler, “zikir kalpte iyice yerleşirse nefes alıp vermek gibi tabii hale gelir. O zaman insan istese de zikirden uzak kalamaz” demişlerdir. Bu hale ulaşan insan yerken, içerken, gezerken, çalışırken, konuşurken, yatarken, kalkarken kalbiyle devamlı Allahu Teâlâ’yı zikreder. Bu, başı ağrıyan bir kimsenin durumu gibidir. Başı ağrıyan insan hangi işle meşgul olsa başının ağrısını hisseder, aynı zamanda işine de devam eder. Zikrin kalbe yerleşmesi de böyledir. Allahu Teâlâ bu hale ulaşan kalplerin ticaret ve alışveriş yaparken dahi zikirden kopmayacağını belirtmiş.
Bir ayette yüce Allah, kendisi ile her an beraber olanların halini şöyle belirtir:
رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
''Onlar öyle erlerdir ki, herhangi bir ticaret ve alışveriş kendilerini Allah'ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar, yüreklerin ve gözlerin dehşetten ters döneceği ahiret gününden korkarlar.’’ [15]
Allame Alusi (r.a), bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:
''Birçok tasavvuf ehli, özellikle Nakşibendî büyükleri ayette emredilen daimi zikir haline ulaşmışlardır. Bu zikre ulaşmayı en büyük gaye edinmişlerdir. Zikir onların kalbinde hiçbir nedenle kesintiye uğramaz. Öyle ki hiçbir halde zikirden gafil olmazlar.''
Zikrin bu derece bütün vücuda yayılmasına arifler zatî zikir, sultanî zikir ve devamlı zikir ismini vermektedirler. Zatî zikir, insanın bütün zatını, duygularını ve maddi varlığını saran, nefes alıp vermek gibi vücudun tabii hareketi haline gelen zikirdir.
Gavs-i Bilvanisî (k.s) şöyle derdi: “Nakşibendîlikte esas; zikir ederek kalbi ıslah etmektir. Nakşibendî amelinin tamamı kalbin çalışması içindir. Çalışmaya başlayan kalb, tıpkı saat gibidir. O sahibi başka işlerle meşgul olsa bile, çalışmasına devam eder. Bundan dolayı insanın her anı ibadetle geçer.” [16]
Gavs-ı Sâni (k.s) hazretleri ise şunları söylemiştir:
"İnsanın kalbine zikir yerleşince daha durmaz. Çarşıda, pazarda alışveriş yaparken kalp 'Allah' der. Siz istemeseniz de çalışır. Nasıl ki mideniz sizin elinizde olmadan gıdaları hazmediyor, siz uyurken bile işine devam ediyorsa, içine zikir yerleşen kalp de öylece zikreder. Bunun sevabını yalnızca Allah bilir.’’ [17]
Menkıbe
Resûlullah Efendimiz (s.a.v) kalp ile yapılan gizli zikrin faziletini şöyle anlatmıştır:
"Hafaza meleklerinin işitmediği gizli zikir, açık zikirden yetmiş derece daha üstündür.’’
Kıyamet günü olduğunda Allah Teâlâ bütün halkı hesap için toplar. Amelleri yazan melekler, yazdıkları ne varsa getirir ortaya koyarlar. Allah Teâlâ onlara,
'Bakın hele, kul için yazmadığınız bir şey kaldı mı?' diye sorar. Melekler de,
'Rabbimiz! Biz bu kulun bildiğimiz ve gördüğümüz her şeyini yazdık' derler. O zaman Allah Teâlâ o kula,
'Senin bizim yanımızda gizli/özel muhafaza edilmiş bir dosyan/defterin var. Onu melekler bilmezler. Onu ben yazdım, karşılığını da ben vereceğim. O senin yapmış olduğun gizli zikirdir' "buyurur.[18]
Gavs'ın bir müridi vardı, cahildi, bilgisizdi, bilgisizliğinden dolayı bir gün Gavs'a,
"Kurban, dedi, kalbimden zikir yaptığım zaman melâikeler yazmıyorlar. Fakat sesle zikir yapıp salevât getirdiğim zaman meleklerin yazılarının, kalemlerinin sesini duyuyorum. Ama kalben zikir yaptığımda sesleri duyamıyorum." | ||||||||||||